TR
ISSN 2536-4898
E-ISSN 2536-4901
 
 
Volume: 27 Issue: 3 (2017)
 
Turk J Colorectal Dis : 27 (3)
Volume: 27  Issue: 3 - 2017
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I (44 accesses)

2.Introduction

Pages II - XII (45 accesses)

3.Contents

Page XIII (38 accesses)

4.Editorial

Page XIV (36 accesses)

RESEARCH ARTICLES
5.Polypropylene Manual Knotting for Closure of Appendix Stump During Laparoscopic Appendectomy
Özlem Zeliha Sert
doi: 10.4274/tjcd.27443  Pages 72 - 75 (120 accesses)
Amaç: Bu çalışmada laparoskopik apendektomide apendiks güdüğünün polipropilen ile yapılan manuel düğüm kullanılarak kapatılmasının sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışma için Ağustos 2016-Ekim 2016 tarihleri arasında Erciş Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde laparoskopik apendektomi yapılan 25 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Ameliyat esnasında apendiks güdüğü bütün hastalarda polipropilen sütür ile ekstrakorporal düğüm tekniği kullanılarak bağlandı. Hastalar yaş, cinsiyet, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) skoru, sigara kullanımı, operasyon süresi, hastanede kalış süresi, açık yönteme dönüş oranları, postoperatif komplikasyonlar, takip süreleri gözden geçirildi. Hastalar deri sütürleri alınana kadar takip edildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 31±2 idi. Çalışmada 16 kadın, 9 erkek mevcuttu. On yedi hasta ASA I, altı hasta ASA II, iki hasta ASA III idi. Sigara kullanım oranı %30 idi. Operasyon süresi ortalama 35 dakika iken hastanede kalış süresi ortalama 1,4 gün idi. Yirmi beş hastanın ikisi perfore apandisitti (%14), geri kalanlarda ise perforasyon tespit edilmedi (%86). İki hastada perforasyon olmasına rağmen hiçbir hastada açığa dönüş olmadı. Postoperatif komplikasyon olarak bir hastada yara yeri enfeksiyonu ve bir hastada ise deri altı amfizem gelişti. Takip süresi tüm hastalar için 14 gün olmuştur.
Sonuç: Laparoskopik apendektomide apendiks güdüğünün daha önce yapılan araştırmalarda poliglaktin veya ipek sütür kullanılarak manuel olarak kapatılmasının güvenilirliği araştırılmıştır. Bu çalışmada ise, polipropilen sütür kullanılarak yapılan laparoskopik apendektomide apendiks güdüğünün manuel kapatılmasının bazı sınırlamalar olmakla birlikte güvenilir olduğu görüldü.
Aim: To evaluate the results of patients in whom the appendix stump was closed with a hand-made loop using polypropylene suture during laparoscopic appendectomy.
Method: The files of 25 patients who underwent laparoscopic appendectomy in the Erciş State Hospital Clinic of General Surgery between August 2016 and October 2016 were retrospectively screened. During surgery, the appendix stump was closed with an extracorporeal knot using polypropylene. Patients were assessed for age, sex, American Society of Anesthesiology (ASA) score, smoking history, operation time, length of hospital stay, conversion rate to open procedure, postoperative complications, and follow-up. Patients were followed until skin sutures were removed.
Results: Mean age was 31±2 years and there were 16 women and 9 men in this study. Seventeen patients were ASA I, six were ASA II, and two were ASA III. Thirty percent of the patients were smokers. Mean operation time was 35 minutes and mean hospital stay was 1.4 days. Two patients (14%) had perforated appendicitis, the rest were not perforated (86%). Postoperative complications included wound infection in one patient, and subcutaneous emphysema and persistent pneumoperitoneum in one patient. Follow-up time was 14 days for all patients.
Conclusion: The reliability of appendix stump closure using polyglactin or silk suture by manual knotting during laparoscopic appendectomy has been reported previously. This study demonstrates that appendix stump closure using polypropylene suture is reliable with some limitations.

6.The Prognostic Value of Lymph Node Ratio in Patients with Node-Positive Colorectal Cancer
Nüvit Duraker, Zeynep Civelek Çaynak, Semih Hot
doi: 10.4274/tjcd.83435  Pages 76 - 83 (94 accesses)
Amaç: Kolorektal kanserli hastalarda lenf nodu metastazı en önemli prognostik faktörlerden biridir. Biz nod-pozitif kolorektal kanserli hastalarda lenf nodu oranının (LNO; metastatik lenf nodu sayısının çıkarılan lenf nodu sayısına oranı) prognostik değerini araştırdık.
Yöntem: Biz 321 nod-pozitif kolorektal kanserli hastayı değerlendirdik. Hastaları anlamlı derecede farklı kansere özgü sağkalım (KÖS) oranlarına göre iki prognostik gruba ayıracak LNO eşik değerini belirlemek için, sağkalım analizleri LNO eşik değeri 0,05 arttırılarak 0,05 ve 0,95 arasında yapıldı.
Bulgular: Tüm serilerde, hastaları KÖS açısından düşük risk (213 hasta) ve yüksek risk (108 hasta) gruplarına ayıran en anlamlı LNO eşik değeri 0,40 (p<0,001) idi ve çok değişkenli Cox analizlerinde LNO gruplama bağımsız prognostik öneme sahipti (p<0,001). Tümör-nod-metastaz (TNM) N1 ve N2 hastalığı olan hastaların KÖS’si anlamlı derecede farklıydı (p<0,001) ve Cox analizinde TNM nodal sınıflandırma bağımsız prognostik öneme sahipti (p<0,001). LNO ve TNM nodal gruplama Cox analizinde birlikte alındığında, LNO gruplama bağımsız prognostik önemini korurken (p<0,001), TNM nodal gruplama prognostik önemini kaybetmekteydi (p=0,095).
Sonuç: Nod-pozitif kolorektal kanserli hastaları prognostik gruplara ayırmada LNO TNM nodal gruplamadan daha güçlü bir prognostik parametredir.
Aim: Lymph node metastasis is one of the most important prognostic factors in colorectal cancer. We investigated the prognostic value of lymph node ratio (LNR); (the ratio of the number of metastatic lymph nodes to the number of removed lymph nodes) in node-positive colorectal cancer patients.
Method: We assessed 321 node-positive colorectal cancer patients. To determine the LNR threshold value that will separate patients in two prognostic groups with significantly different cancer-specific survival (CSS) rates, survival analyses were conducted with LNR threshold values between 0.05 and 0.95, at increments of 0.05.
Results: In the whole series, the most significant LNR threshold value separating patients in low-risk (213 patients) and high-risk (108 patients) groups in terms of CSS was 0.40 (p<0.001) and LNR grouping had independent prognostic significance in multivariate Cox analysis (p<0.001). CSS of patients with tumor-node-metastasis (TNM) N1 and N2 disease was significantly different (p<0.001) and TNM nodal classification had independent prognostic significance in Cox analysis (p<0.001). When LNR and TNM nodal groupings were included together in the Cox analysis, LNR grouping maintained its independent prognostic significance (p<0.001), while TNM nodal grouping lost its prognostic significance (p=0.095).
Conclusion: LNR is a stronger prognostic parameter than TNM nodal grouping in separating node-positive colorectal cancer patients into prognostic groups.

7.Perineal Approach in Rectal Prolapse Surgery: Reliability of the Altemeier Procedure
İbrahim Tayfun Şahiner, Murat Kendirci
doi: 10.4274/tjcd.65002  Pages 84 - 88 (105 accesses)
Amaç: Kliniğimizde rektal prolapsus tanısı ile takip ve tedavi edilen hastalarda uygulanan Altemeier ve Thiersch prosedürlerinin etkinliği
karşılaştırılmıştır.
Yöntem: Ocak 2014-Aralık 2016 tarihlerinde kliniğimizde takip edilen, Altemeier ve Thiersch operasyonu uygulanan 23 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verileri, öz geçmişleri, eşlik eden hastalıkları, fizik muayene bulguları, anestezi risk skorları, anestezi yöntemi, ameliyat süreleri, hastanede yatış süreleri, komplikasyonları ve takip süreleri not edildi. Yaşam kaliteleri değerlendirilmesi Wexner inkontinans skoru değerlendirilerek yapıldı.
Bulgular: Toplam 23 hasta rektal prolapsusu nedeniyle ameliyat edildi. Hastaların %78,2’si kadın (n=18) cinsiyet olup, tüm hastaların yaş ortalaması 65,7 (yıl) idi. Fizik muayenede 13 hastanın anal tonusu olmayıp 10 hastada ise azalmıştı. Preoperatif Wexner inkontinans skoru ortalama 13,9 (12-16) idi. Ortalama ameliyat süresi Thiersch yönteminde 14,6 (dakika) Altemeier grubunda ise 42,8 (dakika) tespit edildi. Hastanede kalış süresi Thiersch grubunda 4, Altemeier grubunda 5,73 gün idi. Altemeier prosedürü uygulanan 12 hastada majör komplikasyon görülmedi. Bir hastada anastomoz hattında kanama, bir hastada yara yeri enfeksiyonu gelişti. Bir hasta ise postoperatif 2. gün miyokard enfarktüsü sonrası kaybedildi. Thiersch grubunda bir hastada perianal apse tespit edildi. Altemeier grubunda postoperatif 6. ay Wexner skoru 9,13 idi. On dört hastanın Wexner skorlarında azalma tespit edildi. Thiersch grubunda ise preoperatif döneme kıyasla hiçbir hastada azalma tespit edilmedi.
Sonuç: Altemeier rejyonel anestezi altında uygulanabilirliği, rezeksiyon yapılması, kısa dönem nüks oranlarının ve komplikasyon oranlarının düşük olması itibarıyla güvenli ve kolay uygulanabilir bir yaklaşımdır.
Aim: We compared the efficacy of the Altemeier and Thiersch procedures performed in patients treated for rectal prolapse diagnosis in our clinic.
Method: Twenty-three patients who underwent Altemeier and Thiersch operation in our clinic between January 2014 and December 2016 were reviewed retrospectively. Demographic data such as age, gender, accompanying diseases, physical examination findings, anesthesia risk scores, anesthesia method, operation duration, hospitalization days, complications, and follow-up periods were noted. Assessment of quality of life was done by evaluating the Wexner incontinence score.
Results: Of the 23 patients operated for rectal prolapse, 78.2% were female (n=18) and the mean age of all patients was 65.7 years. On physical examination, anal tone was absent in 13 patients and decreased in 10 patients. The mean preoperative Wexner incontinence score was 13.9 (12-16). Mean duration of operation was 14.6 minutes in Thiersch method and 42.8 minutes in the Altemeier group. The duration of hospital stay was 4 days in the Thiersch group and 5.73 days in the Altemeier group. There were no major complications in 12 patients undergoing the Altemeier procedure. Hemorrhage developed on the anastomotic line in one patient, and wound infection developed in another patient. One patient died due to myocardial infarction on the 2nd postoperative day. Perianal abscess was detected in one patient in the Thiersch group. In the Altemeier group, the postoperative 6-month Wexner score was 9.13. A decrease in the Wexner scores of 14 patients was detected. In the Thiersch group, no decrease was detected in any of the patients compared to the preoperative period.
Conclusion: Altemier is a safe and easy procedure because it can be performed under regional anesthesia, enables resection, and has low short-term recurrence and complication rates.

8.Effects of the Nanova™ Therapy System in Unroofing-Curettage and Secondary Intention Healing of Pilonidal Abscesses
Burhan Hakan Kanat, Mustafa Girgin, Yavuz Selim İlhan, Ali Aksu
doi: 10.4274/tjcd.48992  Pages 89 - 93 (101 accesses)
Amaç: Pilonidal sinüs hastalığının asemptomatik, kronik fistülizan ve nüks formlarında bir tedavi şekli oturmuş olmakla birlikte apseli başvuran hastalarda nihai tedavinin ne zaman yapılması gerektiği konusunda fikir birliği yoktur. Bu çalışmamızda unroofing-curettage yapılan pilonidal apseli hastalarda iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan “elektrik enerjisi gerektirmeyen negatif basınç yardımlı yara pansumanını” sunmayı amaçladık.
Yöntem: Kliniğimizde Haziran-Aralık 2015 tarihleri arasında pilonidal apse ile başvuran ve “unroofing-curettage ve sekonder iyileşme” ile birlikte “elektrik enerjisi gerektirmeyen negatif basınç yardımlı yara pansumanı” yapılan beş hastanın verileri çalışmaya alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, tedavi süreleri, komplikasyonlar ve nüks oranları incelendi. Apse ile başvuran hastalara lokal anestezi altında drenaj işlemi yapıldıktan sonra unroofingcurettage yapıldı. Açık kalan alana ilk 3 uygulama 48 saatte bir, sonraki uygulamalar ise 72 saatte bir olmak üzere “Nanova™ Therapy System” kullanılarak pansuman yapıldı.
Bulgular: Olgu sayısı az olduğu için hastalar tek tek incelendi. Hastaların yaş ortalaması 33 yıl (28-38 yıl) olup tüm hastalar erkekti. Hastaların anamnezinde daha önce pilonidal sinüs öyküsü yoktu. Bir hastaya 3, üç hastaya 4 ve bir hastaya da 5 kez uygulandı. Ortalama uygulama sayısı 4 olarak saptandı. Sadece bir hastada komplikasyon olarak kanama gelişti. Ortalama iyileşme süresi 22,2±6,26 (16-32) gündü. Ortalama takip süresi 20,8±3,34 (16-24) ay olup bu süre zarfında nüks saptanmadı.
Sonuç: Çalışmamızda elektrik enerjisine ihtiyaç duymayan el pompası yardımı ile negatif basınç uygulayan yara pansumanı kullanılmıştır. Hasta sayısı az olduğundan istatistiki bir karşılaştırma yapılamamıştır. Ancak daha önceki çalışmalara kıyasla sekonder iyileşmeye bırakılan hastalarda vakum destekli pansumanın iyileşme süresini kısalttığını tespit ettik.
Aim: Although treatment methods have been well-established for asymptomatic, chronic fistulizing, and recurrent forms of pilonidal sinus disease, there is no consensus on when definitive treatment should be performed in patients with abscesses. In this study, we aimed to present non-powered negative-pressure wound dressing used to facilitate healing in patients with pilonidal abscesses who underwent unroofing-curettage.
Method: The data of five patients who presented to our clinics between June-December 2015 with pilonidal abscesses and underwent unroofingcurettage and secondary healing with non-powered negative-pressure wound dressing were included in the study. The patients’ age, sex, duration of treatment, complications, and recurrence rates were analyzed. Unroofing-curettage was performed after drainage under local anesthesia. The wound was dressed using the “Nanova™ Therapy System”, applying the first 3 treatments every 48 hours, followed by the next applications once every 72 hours.
Results: Since the number of cases was small, the patients were examined one by one. The mean age of the patients was 33 years (28-38 years) and all patients were male. There was no previous history of pilonidal sinus in the patients’ medical histories. Wound dressing was applied 3 times to one patient, 4 times to three patients, and 5 times to one patient (average, 4). Only one patient developed hemorrhage as a complication. Mean recovery time was 22.2±6.26 (16-32) days. The mean follow-up period was 20.8±3.34 (16-24) months and no recurrence was detected during this period.
Conclusion: In our study, we used negative-pressure wound dressing by means of a non-powered hand pump. Since the number of patients was small, a statistical comparison was not possible. However, we found that vacuum-assisted dressing shortens the healing period compared to previous studies in patients whose wounds were left to heal by secondary intention.

CASE REPORTS
9.A Massive Colorectal Lipoma Prolapsed with Invagination Through Anal Canal: Case Report
Mehmet Uluşahin, Serkan Tayar, Reyyan Yıldırım, Kadir Tomas, Mithat Kerim Arslan, Serdar Topaloğlu
doi: 10.4274/tjcd.47965  Pages 94 - 96 (85 accesses)
Kolorektal lipom nadir görülen ve genellikle asemptomatik seyreden bir lezyondur. Lipomun boyutu büyüdükçe semptomlar ortaya çıkar. Bu olgu sunumunda 15 gündür karın ağrısı, rektal kanama ve makattan eline kitle gelme şikayeti olan hastanın tanı ve tedavi süreci anlatılmıştır. Hastanın anal muayenesinde anüsten prolabe olan yumuşak kıvamlı kitle tespit edildi. Redükte edilemeyen kitle nedeni ile hastaya kolonoskopi yapılamadı ve acil cerrahi planlandı. Kitle rektosigmoid rezeksiyon uygulanarak rezeke edildi. Ameliyat sonrası servis takiplerinde ek problemi olmayan hasta postoperatif 7. gün taburcu edildi.
Colorectal lipoma is a rare and generally asymptomatic lesion of the colon. Symptoms emerge as the lipoma grows in size. We here describe our diagnosis and management of a case presenting with abdominal pain, rectal bleeding, and protruding rectal mass for 15 days. A soft mass which had prolapsed through the anus was observed on physical examination. Colonoscopy could not be performed due to the irreducible mass, and urgent surgery was planned. The mass was resected with rectosigmoid resection. The patient developed no complications and was discharged on the 7th postoperative day.

10.Treatment of a Patient Who Attempted Suicide by Swallowing a Razor Blade: A Case Report
Tamer Akay
doi: 10.4274/tjcd.13008  Pages 97 - 99 (87 accesses)
Psikiyatrik hastalar ve mahkumlar arasında kasten yabancı cisim yutulması yaygın görülebilen bir durumdur. Çalışmamızda, intihar girişimi nedeni ile jilet yuttuğunu ifade eden 34 yaşında bir erkek mahkum hasta sunulmuştur. Gözlem amacıyla servise yatırılan hastaya üst gastrointestinal sistem endoskopisi uygulandı. Hastanın takiplerinde akut karın tablosu gelişmesi üzerine eksploratris laparotomi yapılarak iki adet jilet ince barsaktan çıkarıldı. Ameliyattan sonraki dönemde şikayetleri gerileyen hasta cerrahi şifa ile taburcu edildi. Sonuç olarak, mahkumlar arasında kasten yabancı cisim yutulması yaygın görülebilen bir durum olduğundan hastalar yakın takip edilmeli, cerrahi girişim gerektirebilecek olgular gözden kaçırılmamalıdır.
Intentional ingestion of foreign bodies is a common phenomenon among psychiatric patients and prisoners. In this report, we present a 34-year-old male prisoner who stated that he swallowed a razor blade to commit suicide. The patient was hospitalized and underwent upper gastrointestinal system endoscopy for observation. The patient developed acute abdominal pain while being monitored; an exploratory laparotomy was performed and two razor blades were removed from the patient’s small intestine. The patient’s symptoms regressed in the postoperative period and he was discharged. In conclusion, intentional ingestion of foreign bodies is a common phenomenon; patients should be closely monitored and cases that may require surgical intervention should not be overlooked.

11.Application of Elective Surgery with Vacuum Assisted Treatment in Traumatic Rectum Injury
Elbrus Zarbaliyev, Emre Sivrikoz, Mehmet Çağlıkülekçi, Selçuk Mercan, Eryiğit Eren
doi: 10.4274/tjcd.05658  Pages 100 - 103 (95 accesses)
Rektum yaralanmalarının tanısında en önemli şey öncelikle böyle bir yaralanmadan şüphe edilmesidir. Perine, uyluğun üst kısımları, gluteal bölge ve karın alt kısmını etkileyen penetran travmalarda rektum yaralanması göz önünde bulundurulmalıdır. Vakum destekli tedavi ile yara üzerinde belli bir negatif basınç uygulanarak yara iyileşmesi hızlandırılmakta ve granülasyon dokusu gelişmektedir. Bu çalışmamızda rektum yaralanması olan ve vakum desteği ile tedavi edilen olgumuzu literatür altında irdeledik.
The most important factor in the diagnosis of rectal injuries is suspicion. Rectal injury should be considered in penetrating trauma affecting the perineum, upper thighs, gluteal regions, and lower abdomen. With vacuum-assisted therapy, a certain negative pressure is applied to the wound to accelerate wound healing and the development of the granulation tissue. In this study, a patient who presented with rectal injury and was treated with vacuum-assisted therapy is discussed in light of the literature.

12.Ileocecal Intussusception Secondary to Bowel Metastases from Cutaneous Melanoma: Case Report
Ergün Yücel, Ali İlker Filiz, Yavuz Kurt, İlker Sücüllü, Mehmet Çuhadar
doi: 10.4274/tjcd.16443  Pages 104 - 107 (79 accesses)
Altmış üç yaşındaki erkek hasta karın ağrısı, kanlı dışkılama, bulantı ve kusma şikayetleri ile hastaneye müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkiklerinde; bilgisayarlı tomografide intestinal intussusepsiyon ve karın içi lenf düğümleri saptandı. Kolonoskopik inceleme sonrası redüksiyon sağlanamadı. Laparotomide, çekuma invajine ince barsak segmentleri redükte olmaması üzerine sağ hemikolektomi ve palpasyonda ince barsakta lümen içi saptanan tümöral kitleleri içine alan 60 cm ince barsak segmenti rezeke edildi. Patolojik inceleme sonrasında kolonda 1 ve ince barsaklarda 8 toplamda 9 adet polipoid lezyon saptandı. Histolojik incelemede sitoplazmik melanin birikimi ile epiteloid ve iğsi tümör hücreleri izlendi. İmmünohistokimyasal boyamada tümör hücrelerinde S-100, HMB-45 ve melan-A pozitif olarak bulundu. Moleküler incelenmesi BRAF geni 15 Ekzonlar c.1799> a (p.v600 A) mutasyon saptanan hastanın malign melonom olarak rapor edilmesi sonrası hasta yeniden değerlendirildi ve göğüs ön duvarında deride malign melanom saptandı.
A 63-year-old man presented to the emergency department with abdominal pain, episodes of bloody stool, nausea, and vomiting. Abdominal computed tomography showed lower intestinal intussusception and enlarged lymph nodes. Colonoscopic reduction was not possible. Exploratory laparotomy revealed a 15-cm mass comprised of the ileocecal region that had intussuscepted secondary to the small bowel. Palliative right hemicolectomy and resection of 60 cm segments of the small bowel were performed. Pathologic examination of the excised specimen revealed polypoid masses. There were 9 polyps, 1 in the ascending colon and the others in the ileum. Histopathological examination demonstrated obvious features of melanoma associated with epitheloid and spindle tumor cells and cytoplasmic melanin deposition. The tumor cells showed positivity for S-100, HMB-45 and Melan-A. Molecular examination revealed a c.1799> A (p.v600 A) mutation in exon 15 of the BRAF gene. The patient was re-examined and a nevus was found on the left anterior chest wall.

LETTERS TO THE EDITOR
13.Coexisting Primary Malignant Lymphoma and Adenocarcinoma of the Intestinal Tract
Ali Ezer, Alper Parlakgümüş
doi: 10.4274/tjcd.85619  Pages 108 - 109 (68 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 
Quick Search






 
Copyright © 2017 Turkish Journal of Colorectal Disease LookUs & OnlineMakale